Cinsel istismara uğrayan kadın, adını deşifre eden Yargıtay Hakimlerinden tazminat kazandı.

Yargıtay

Cinsel taciz mağduru kadın, lehinde sonuçlanan davaya “Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu” adlı altı ciltlik eserde, ismini açıkça belirterek yer veren Yargıtay daire başkanı ve tetkik hakimlerinden tazminat kazandı.

İş yerinde cinsel tacize uğrayan kamu görevlisi kadın, bu davranışta bulunan yöneticinin ceza aldığı yargı kararına “Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu” adlı eserde, ismini açıkça belirterek yer veren Yargıtay daire başkanı ve tetkik hakimlerine karşı açtığı tazminat davasında haklı bulundu.

İzmir Adliyesi’nde zabıt katibi olarak görev yapan kadın, İzmir Cumhuriyet başsavcı vekili ile çalışmak için görevlendirildi. Göreve başladıktan sonra 8 ay boyunca başsavcı vekilinin sözlü ve fiziksel taciziyle karşı karşıya kalan kadın, bu durumun çekilmez hale gelmesi nedeniyle söz konusu yöneticiyi şikayet etti.

Başsavcı vekili tacizden mahkum oldu

Hakkında soruşturma açılan başsavcı vekili, cinsel taciz suçundan cezalandırıldı. Olayın üzerinden 4 yıl geçtikten sonra dönemin Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı ve tetkik hakimleri, Nisan 2010’da yayınladıkları “Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu” adlı altı ciltlik eserde, bu karara da yer verdi.

Tacize uğrayan kadın, eserde, örnek Yargıtay kararlarının başladığı 3 bin 262 numaralı ve devamındaki sayfalarda başına gelen olayların, tüm aktörlerin isimleri açıkça yazılmak suretiyle ve tamamı açık bir şekilde anlatıldığını belirterek, kitabı yazan daire başkanı ve tetkik hakimleri hakkında tazminat davası açtı.

Dava dilekçesinde, “Kadının, kitabı görmesiyle tekrar psikolojik bunalıma girdiği, bütün kötü olayları tekrar yaşamak zorunda kaldığı, adliyede çalışması nedeniyle bu olayın çevresinde, savcı ve avukatlar tarafından duyulduğu, zor da olsa saklayabildiği bir olayın kamuoyuna duyurulduğu, iffetinin tartışılır hale geldiği” savunularak tazminat istendi.

Yerel mahkeme tazminat kararı verdi İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, davayı kabul ederek tazminata hükmetti.

Kararın temyiz edilmesi üzerine ise Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu. Yerel Mahkeme ise “yurt çapında dağıtımı ve satışı yapılan bir kitapta, bu tür bir olayla davacının adının açıkça belirtilmesinin davacının kişilik haklarını zedelediği, çevresine karşı davacıyı zor duruma düşürdüğü gerekçesiyle” ilk kararında direndi.

Direnme kararının da temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna geldi.

Kurul, yerel mahkemenin direnme kararını yerinde bularak uygun bir tazminata hükmetmesi için dosyayı Yargıtay 4. Hukuk Dairesine gönderdi.

Gerekçe’de kişisel verilere vurgu

Hukuk Genel Kurulunun gerekçesinde, dava dosyasındaki sorunun temelinde, “unutulma hakkı ve bunun sonucu kişisel verilerin ve kişilik hakkının korunması ile bilim ve sanat hürriyetinin birbiri karşısında sınırlarının belirlenmesi”nin yattığı belirtildi. Sorunun çözümünde, bilim ve sanat özgürlüğü ile bireyin temel hakları arasında adil bir denge kurulmasına dikkat edilmesi gerektiği vurgulandı.

Kişisel verinin, belli veya belirlenebilir gerçek veya tüzel bir kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade ettiği kaydedilen gerekçede, Avrupa Birliğinin, Bireylerin Kişisel Verilerinin İşlenmesi ve Serbestçe Dolaşımı Karşısında Korunmasına İlişkin Direktif’inde ve Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair 108 sayılı Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nde de benzer tanımlamanın yer aldığına işaret edildi.

Kişisel verilerin korunmasının, insan haklarıyla yakından ilişkili olduğu belirtilen gerekçede, şu tespitler yapıldı:

“Kişisel verilerin açıklanması öncelikle özel hayatın gizliliğini ihlal edilebileceği gibi bir takım diğer bağlantılı haklar da zarar görebilir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) kişisel verilerle ilgili bir hüküm yoktur ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, konuyla ilgili kararlarında kişisel veri içeriğini doldurmuştur. Kişisel verinin sayısal olarak sınırlandırılması mümkün değildir ancak içtihatlar ve akademik yayınlar dikkate alındığında bireyin kimliğini ortaya çıkartan, bir kişiyi belirli kılan ve karakterize eden kişinin kimlik, ekonomik ve dijital bilgileri, tabiiyeti, kanaatleri, ırk, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep veya diğer inançları, dernek, vakıf ve sendika üyeliği, sağlık bilgileri, fotoğrafları, parmak izi, sağlık verileri, telefon mesajları, telefon rehberi, sosyal paylaşım sitelerinde yazdığı veya paylaştığı yazı, fotoğraf, ses veya görüntü kayıtları kişisel verileri olarak kabul edilebilir.”

Kişisel verilerin korunmasının, bu çağda insan hakları kavramı ve korunması bilincinin gittikçe gelişmesine paralel olarak önemini artırdığı ifade edilen gerekçede, “Kişisel verilerin korunması hakkının temel amacı, bireyin özel yaşamının gizliliğinin güvence altına alınması yoluyla kişiyi korumaktır. Bilgi toplumunda giderek oldukça önemli bir konu haline gelen kişisel verilerin korunması hakkı, bireyin, demokratik bir hukuk devletinde özgür iradesiyle kendi yaşamını bizzat düzenleyebilmesinin bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer taraftan bireyin kişiliğini serbestçe geliştirmesi, kişiliğinin korunması ve özgür bireylerden oluşan bir toplum düzeninin oluşturulması ancak bireyin kişisel verilerine ilişkin hakkının korunmasıyla mümkündür. Bu hak, Anayasanın 20/2 maddesinde açık bir şekilde düzenlenmiştir” denildi.

Unutulma hakkı ihlal edildi

Gerekçede, “unutulma hakkı”na ilişkin de şu değerlendirmelerde bulunuldu:
“Unutulma hakkıyla geçmişinde kendi iradesiyle veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeniyle kişinin geleceğinin olumsuz şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır. Unutulma hakkı, üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir.”

Özel yaşam ihlali var

AİHS’nin 8. maddesinde yer alan özel yaşama saygı hakkı altında korunan “mahremiyet hakkı”nın, bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilmesi şeklindeki hukuki çıkarlarını da içerdiği belirtilen gerekçede, “Zira bireyin kendisine ait herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması ve bu bilgilere başkalarının ulaşamaması, kısacası kişisel verilerinin mahrem kalması konusunda hukuki menfaati bulunmaktadır. Kişiye unutulma hakkının sağlanmasıyla birlikte özel hayatının gizliliği korunmuş olacaktır” vurgusu yapıldı.

Somut olaya bu kapsamda bakıldığında, davacının, kamu görevi veya hizmet ilişkisini sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak, müteselsilen cinsel saldırı suçunun mağduru olduğu ifade edilen gerekçede, şunlar kaydedildi:

“2006 yılında gerçekleşen eylem tarihinde davacı bekar olup maruz kaldığı eylem geleceği açısından etkilidir. Yapılan yargılama sonunda kamu görevlisi olan sanık ceza almıştır. Temyiz istemi üzerine yapılan inceleme sonunda ise hüküm 2009 yılında onanmıştır. Mağdur davacı gerek hazırlık gerekse de yargılama sırasında cinsel saldırının nasıl gerçekleştiğini açık bir şekilde anlatmış, bu anlatımlar doğal olarak karar metnine geçirilmiştir. Karar mağdur ve sanığın ismi rumuzlanmadan 2010 yılı nisan ayında yayınlanan kitapta yer almıştır.

Hemen ifade edilmelidir ki davacının rızası dışında bir kitapta geçen ismi kişisel veri niteliğindedir. Ayrıca şunun da ifade edilmesi gereklidir ki unutulma hakkı tanımlarına bakıldığında her ne kadar dijital veriler için düzenlenmiş ise de bu hakkın özellikleri ve bu hakkın insan haklarıyla arasındaki ilişkisi dikkate alındığında, yalnızca dijital ortamdaki kişisel veriler için değil, kamunun kolayca ulaşabileceği yerde tutulan kişisel verilere yönelik olarak da kabul edilmesi gerektiği açıktır.”

Davacının, geçmişte yaşadığı kötü bir olayın toplum hafızasından silinmesini istediğine dikkat çekilen gerekçede, şöyle denildi:

“Unutulma hakkı ile geçmişindeki yaşanan talihsiz bir olayın unutularak geleceğini serbestçe şekillendirmek, diğer bir deyişle hayatında, yeni bir sayfa açma olanağı istemektedir. Kaldı ki davacı da yargılama sırasında verdiği dilekçelerinde bu istem üzerinde ısrarla durmuştur. Davacı unutulma hakkı ile özel hayatına ilişkin kişisel verilerinin üçüncü kişiler tarafından bilinmemesini, aradan geçen süre nedeniyle toplum hafızasından silinmesini istemektedir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde, 4 yıl önce gerçekleşen bir olayın mağduru olan kişinin adının açık bir şekilde yazılarak kitapta yer alması halinde unutulma hakkının bunun sonucunda da davacının özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiği kabul edilmelidir. Avrupa Birliği Adalet Divanının ‘Google Kararı’nda açıkladığı gibi ilgili verinin kamu hayatında oynadığı önemli rol ve halkın ilgili veriye yönelik yoğun ilgisi şeklinde, üstün bir kamu yararını ortaya koyan özel sebepler bulunmadığına göre bilimsel esere alınan kararda kişisel veriler açık bir şekilde yer almamalıdır.”

Karara katılmayan üyelerin gerekçeleri

Dosyanın görüşülmesi sırasında, Yargıtay Hukuku Genel Kurulunda, azınlıkta kalan üyelerin, “Mahkeme kararlarında yer alan isimlerin rumuzlanmasına gerek olmadığını, yargılamanın istisnalar haricinde açık bir şekilde yapıldığını, hükmün alenen tefhim edildiğini, bu nedenle özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmediğini” savundukları aktarıldı. Gerekçede, bu görüşün, “Sorunun mahkeme kararlarında isimlerin rumuzlanmadan yer alması değil, kararların kitaba alınması sırasında rumuzlanması gerekip gerekmediği sorunu olduğu” gerekçesiyle kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmediği bildirildi.

Kaynak: www.karar.com